Dünyanın metası, parası, pulu, malı, mülkü hakkında yüzyıllar önce İmam-ı Gazali hazretlerinin söylediklerine kulak verelim:
"İnsana dünyada iki şey lâzımdır: Biri, kalbi öldürücü sebeplerden koruması ve gıdasını tedarik etmesi, diğeri de, bedenini helak edici, öldürücü şeylerden koruması ve gıdasını elde etmesidir.
Kalbin gıdası, Allahü Teâlâ'yı tanımak ve sevmektir. Çünkü, her şeyin gıdası tabiî hususiyetine uygun olur. Helakinin sebebi, Allahü Teâlâ'dan gayrı şeylerin sevgisine dalmaktır. Bedeni, kalb için korumak lâzımdır. Yoksa, beden fânidir, kalb bakidir. Hacıyı hacca götüren deve gibi, beden de kalbin binek hayvanıdır. Deve hacıya lâzımdır, hacı deveye değil. Eğer hacca giden bir kimsenin deveyi yanında bulundurması icabediyorsa, yemini, suyunu, örtüsünü Kabe'ye varıncaya kadar tedarik etmesi lâzımdır. Bundan sonra onun sıkıntısından kurtulur. Fakat deveye bakmayı ihtiyaç miktarınca yapmak lâzımdır. Yoksa, bütün zamanını ona yem vermek, onu süslemek ve onu muhafaza etmekle geçirirse, kafileden geri kalır ve helak olur. Bunun gibi, eğer insan bütün zamanını, bedenin kuvvetlenmesine ve helak olma sebeplerini ondan uzaklaştırmaya verirse, kendi saadetinden mahrum kalır.
Dünyayı sevenler, dünya işleri ile meşgul olup âhireti unutanlar; gemide bulunup, bir adaya yanaşıp kazâ-yı hacet ve taharet için dışarıya çıkanlar gibidir. Kaptan, bağırır ve der ki; «Hiç kimse fazla kalmasın. Temizlikten başka bir şeyle meşgul olmasın. Gemi hemen kalkacak». Onlar adaya dağılırlar. Akıllı olanlar, çabucak temizlenip geri dönerler. Gemiyi boş bulup daha güzel ve uygun bir yer tutup oraya otururlar. Diğer bir grup, adanın güzelliğine, acayipliğine şaşar, kalırlar. Onu seyre koyulurlar. Ondaki çiçeklere, tatlı tatlı öten bülbüllere, etraftaki süslü çakıl taşlarına bakar kalırlar. Geri dönünce, gemide rahat bir yer bulamazlar, dar ve karanlık yerde otururlar. Oranın sıkıntısını çekerler. Diğer bir grup, yalnız bakmakla kalmayıp, o süslü güzel çakıl taşlarını, çiçekleri toplarlar, beraberinde götürürler; gemide yer bulamazlar, dar bir yere sıkışır, kalırlar ve çok defa o çakıl taşlarını omuzları üzerinde taşırlar. Bir iki gün geçince o güzel renkler solar, kararır, onlardan nahoş kokular gelmeye başlar. Atacak yer bulamazlar. Pişman olurlar, onların yükünü ve sıkıntısını omuzlariyle çekerler. Bir başka grup, adanın güzelliğine şaşar ve öyle kalırlar. Gemiden uzak kalıp gemiyi kaçırırlar. Kaptanın sesini duymazlar. Adada kalırlar. Böylece bazısı açlıktan ölür. Bazısını yırtıcı hayvanlar öldürür. Birinci grup takva sahibi mü'minlere benzer, sondakiler de kâfirlere. Zira kendilerini, Allahü Teâlâ'yı ve âhireti unuttular. Bütün varlıklarını dünyaya verdiler. Ayet-i kerimede, «Âhirete nisbetle, dünya hayatını daha çok sevdiler» (Nahl: 107), buyuruldu. Aralarında bulunan iki grup, âsiler gibidir, imanın aslını korudular, fakat dünyadan el çekmediler. Bir kısmı fakirlikten pay aldı. Bir kısmı çok nimetler toplayıp, yükü ağır oldu." (Kimya-i Saadet)
Dünya malının, paranın pulun amacı hayatımızı normal bir şekilde devam ettirmek, kimseye muhtaç olmadan yaşayıp gitmek değil midir? Çoğu kişi daha çok kazanmak için çırpınır durur. İhtiyaç miktarı kazanmak elbette lazımdır. Fazlası kazanılabiliyorsa kötü yolda kullanılmadığı müddetçe bundan da zarar gelmez. Allah-u Teala zekatını veren cömert zenginleri, Allah yolunda malıyla cihad eden zenginleri sever. Zenginliğin birçok kişiyi doğru yoldan çıkardığı da görülmüştür. İnsan elinde imkan yokken birçok kötülüğü yapmaya da fırsat bulamamakta, fakat eline imkan geçince de nefsine uyabilmektedir. Zenginlik çoğu zaman bir saadet kaynağı da değildir. Eğer öyle olsaydı zengin olduğunu bildiğimiz insanların en mutlu insanlar olması lazım gelirdi. Halbuki durum hiç de böyle değildir. Zengin olmanın ahiretteki zorluklarından biri ise bu zenginliğin hesabını vermek ve bu yüzden cennete girecekse bile diğer müminlerden geç girmektir.
Şimdi şöyle dikkatlice bir düşünelim. Mesela 2000 liraya normal bir şekilde kendimizin ve ailemizin hayatını sürdürmek, lükse kaçmadan ihtiyaçlarımızı temin etmek mümkün olsun. Pekala bu 2000 lira ile gayet huzurlu bir hayat yaşanır. Kanaat en büyük hazinedir. Çok zengin biriyle kendini geçindirecek kadar kazanan birini karşılaştıralım. İkisi de benzer rahatlık ve yumuşaklıkta yataklarda uyuyacaklar. İkisi de birkaç tabak yemek yiyecekler ve yedikleri yemeğin lezzeti benzer olacak. İkisi de kendi eşlerinden benzer şekilde faydalanacaklar. Büyük başın derdi de büyük olur hesabı zenginin aklı çoğu zaman malıyla ilgili şeylerle meşgul olacak. O kadar parası olduğu halde bundan yeterince faydalanamama ihtimali de oldukça yüksek olacak. Dost bildiklerinden bir kısmı malında gözü olduğu için kendisiyle dost görünecekler. Zenginliğin buna benzer bir sürü menfi yönleri sayılabilir. İnsana ihtiyacı kadar mal mülk kazanç yeter. Zengin olmak o kadar da istenecek birşey değildir. Peygamberimiz buyurdular ki: "Tüm düşüncesi âhiret olan kimsenin, kalbini Allah zengin kılar. Onu derler, toparlar ve dünya ona gelip boyun eğer. Kimin de bütün kaygısı dünya olursa, Allah onun gözlerinin arasına fakirlik yerleştirir, işlerini darmadağın eder. Dünyadan da ona, sadece kendisi için takdir edilen şey gelir." (Tirmizî) "İnsan yaşlanır, fakat ondaki mal tutkusu ve yaşama arzusu genç kalır." (Buhârî)
Ne kadar çok malımız mülkümüz paramız olursa olsun, eninde sonunda ölmeyecek miyiz? Zenginler de fakirler öldükleri zaman dünya malı olarak eşit hale gelecekler. Ahirete götürülecek şey mal mülk değil iman ve ihlaslı ameldir. Gerçekten akıllı bir insan yatırımını buna göre yapar. Eğer dünya malı Allah yolunda harcanmışsa o artık ahiret sermayesi olmuştur. Bir kişi parasıyla ihlaslı bir şekilde hayırlı bir şey yapsa o parayı ahiret sermayesi yapmış olur. O kişi öldükten sonra bile insanlar ve diğer canlılar onun yaptırdığı şeyden faydalansa o kişinin amel defteri kapanmaz, sevab yazılmaya devam eder.
Biz bu dünyaya daha çok kazanmak, daha zengin olmak için gelmedik. İhtiyaçlarımızı karşılarız, parayı kalbimize değil cebimize koyarız. Yemek için yaşamaz, yaşamak için yeriz. Dünyanın Allah-u Teala katında bir sinek kanadı kadar bile kıymeti yoktur. Allah-u Teala'nın kıymet vermediği birşeye bizim kıymet vermemiz hiç doğru olur mu? "Allahı ananlar ile onları dost edinenler, âlimler ve ilim talep edenler dışında, dünya ve içindekiler lânetlidir." (Tirmizî) "Allah, bir kulu sevdimi, onu dünyadan korur, tıpkı birinizin, hastasına suyu yasaklaması gibi." (Tirmizi) "Kim, dünyada lüks bir hayat yaşarsa, âhirette arzu ve isteklerine perde çekilir. Kim, gözünü zenginlerin süsüne dikerse, göklerin yüce katında aşağılanır. Kim de, kendisine verilen az rızka karşı güzel bir sabır ve dayanıklılık gösterirse, Allah onu Firdevs cennetinde istediği yere yerleştirir." (Taberânî)" "İki kurdun bir bahçeye gelip yemesi ve orayı bozması, mal ve makam sevgisinin, müslüman kişinin dinine verdiği zarardan daha zararlı değildir." (Bezzâr) "İnsanin iki vadi dolusu altını olsa, üçüncüsünü de ister. Onun karnını ancak toprak doldurur. Bununla beraber, Allah, tevbe edenin tevbesini kabul eder." (Buhârî)